• USD 13,5475
  • EURO 15,2907
  • ALTIN
GERİ
Hurdada yaşanacak kriz çelikte rekabeti baskılayacak
30.11.2021  11:03



"Sanayide Maden Panelleri" dizisinin üçüncüsü `demir-çelik` sektörü ile gerçekleştirildi. Hurdanın yeşil ekonomiyle birlikte öneminin daha da artacağı öngörüsünün hakim olduğu pandel, Çin, Rusya ve AB ülkelerinin kendi hurdasını iç pazarda tutma gayreti içinde olmasının Türkiye`nin rejabet gücünün olumsuz etkileyeceğine dikkat çekti.

DÜNYA Gazetesi ve İstanbul Maden İhracatçıları Birliği iş birliğiyle düzenlenen “Sanayide Maden Panelleri” serisinin üçüncüsü ‘demir-çelik’ sektörü temsilcileri ile gerçekleştirildi. DÜNYA Genel Koordinatörü Vahap Munyar’ın yönettiği panelde maden sanayinin tüm sektörlere hammadde sağladığı vurgulandı. Panelde, yerli hammadde kullanım oranının yüksek olduğu sektörde ihracat artışına dikkat çekildi. İhracat ve iç piyasadaki büyümeyle beraber şirketlerin yeni hat ve kapasite artışına yönelik yatırımları da hızlandı. Sürdürülebilir bir büyüme içinde mevcut hammaddenin verimli kullanılmasına ve yeni kaynak arayışının hızlandırılmasına dikkat çekildi.

Panelde konuşan OYAK Maden Metalürji Pazarlama ve Satış Grup Başkan Yardımcısı Fatih Çıtak, pandemi döneminde ülkelerin ekonomisini sürdürebilmesi için hammadde temin garantisinin öneminin çok arttığını dile getiren Çıtak, sanayide ara girdilerin baş aktörünün de demir-çelik olduğunu vurguladı.

DÖNGÜSEL EKONOMİ, ÇELİKTE YILLARDIR SAĞLANMIŞ DURUMDA

OYAK olarak Türkiye çelik sektöründe entegre yassı üretiminde Erdemir ve İsdemir şirketleriyle faaliyet gösterdiklerini ifade eden Fatih Çıtak, bu şirketlerle ülkenin hammadde tedarikinde önemli bir yere sahip olduklarının altını çizdi. Sektörde hurda ve entegre yassı üretiminin birbirini tamamlayan iki farklı üretim metodolojisi olduğunu söyleyen Çıtak, hurda ve cevhere dayalı üretimi neticesinde sektörün döngüsel ekonomiyle faaliyetlerini sürdürdüğünü vurguladı. Madenden çeliği ürettikten sonra kullanım ömrünün tamamlanmasıyla, hurda tesislerinde tekrar üretime girdiğini belirten Fatih Çıtak, “Bugün bahsettiğimiz Yeşil Mutabakat ve döngüsel ekonomi çelik sektöründe yıllardır sağlanmış durumda. Her iki üretim yöntemi de birbirini tamamlayan döngüsel sistemin birer parçası” diye konuştu.

“KARBON SALIMI AZALTIMINDA ÜZERİMİZE DÜŞENİ YAPACAĞIZ”

Yeşil Mutabakat’la birlikte üretim teknolojilerinin değişeceğini dile getiren Çıtak, “Biz de entegre tesisler olarak bunu yaşıyoruz. Madenden üretime devam edeceğiz ama yöntemi değişecek. Belki üretimde kömür kullanılmayan yöntemler önümüzdeki dönemde önem kazanacak. Bu doğrultuda üreticiler de yatırımlarını buna göre şekillendirecek. Paris İklim Anlaşması ve COP26 boyunca ülkeler çeşitli koalisyon, anlaşma ve taahhütlere imza attı. Sektör olarak karbon salımını azaltım noktasında üzerimize düşeni yapacağız” dedi. Türkiye’nin 2020 yılında Avrupa’da en çok çelik üreten ülke olduğunu dile getiren Çıtak, “Çelik sanayii diğer sektörlere girdi sağlamasının yanında dünyada ilk 10 içinde yer alan üretim gerçekleştiriyor. Sektör olarak Türkiye ekonomisinin büyüklüğünde önemli bir yere sahibiz. İhracatta Türkiye’de ilk 4 içinde yer alıyoruz ve bazı aylarda otomotiv sektörünü geçtiğimiz de oldu” dedi.

Çelik sanayiinin üretimde Avrupa’da birinci olmasının sebeplerini anlatan Fatih Çıtak, şunları kaydetti: “AB’nin kötü yönetiminin yanında Türk çelik sektörü rekabet gücünü artırarak dünyadaki korumacılık uygulamalarına karşı doğru aksiyonlar alarak ihracatını artırmayı başardı. Çelik sanayii beyaz eşya, otomotiv ve makine sektörlerinin gelişmesiyle büyümesini sürdürmeye devam edecek.” Karbon dönüşümü noktasında Erdemir ve İsdemir olarak AB’li şirketlerden iyi konumda olduklarını söyleyen Çıtak, “Küresel ölçekte değişen üretim yöntemleri ve teknolojik dönüşümde şirketlerimiz hızlı yol alıyor ve bu konuda dünyanın gerisinde değiliz. Türkiye’nin 2050 karbon salımı taahhüdüne sektör olarak üzerimize düşen katkıyı sunacağız ve bunun içinden elimizden gelenin fazlasını yapacağız” dedi.

İHRACATTA KG BİRİM DEĞERİ 1 DOLARA ULAŞTI

Türkiye’de hurdaya dayalı üretimde özellikle hammadde sürdürülebilirliğinin çok önemli olduğunu bildiren Çıtak, “Hurda hammaddesinin garanti altına alınması kritik bir role sahip” dedi. Türkiye hurdayı dışarıdan aldığı gibi demir cevheri ve kömürü de ithal ettiğini belirten Çıtak, “Dolayısıyla dünyada fiyatlar ne ise bizde de o fiyatlar geçerli. Cevher fiyatları 3 ay öncesine kadar 230 dolar iken şimdi 90 dolar civarına düştü ama hurda fiyatlarında artış var. Sektörümüz ihracatta önemli başarılar kaydetti ve yılsonu hedefi 22-23 milyar dolar iken 2022’de aynı performansı göstereceğini öngörüyoruz. Sektörün kilogram başı birim değeri ise 1 dolara ulaştı. Sektörde yeni yatırımlarla birlikte yassı çelikte üretim kapasite 5 ila 6 milyon ton daha da artacak” diye konuştu.

TÜRKİYE’DE CEVHERE DAYALI ÜÇ TANE ÜRETİM TESİSİ BULUNUYOR

Çolakoğlu Metalurji Genel Müdürü Uğur Dalbeler ise çeliğin dayanıklı ve yaşamsal döngüsü sonsuz bir malzeme olduğunu söyledi. Üretimin önce cevherden başladığını ve geri dönüşümle bunun sonsuz bir boyut kazandığını belirten Dalbeler, “Türkiye’de cevhere dayalı üç tane üretim tesisi bulunuyor. Bunların ilki Karabük Demir Çelik 1938’de, Ereğli Demir Çelik 1965 ve İskenderun Demir Çelik ise 1975’te kuruldu. Bu tesislerin ilki İngilizler, ikincisi ABD ve üçüncüsü de Ruslar tarafından kuruldu. Çelik ciddi sermaye içeren bir sektör. Bugün Erdemir gibi bir tesisin hayata geçirilmesi için 5-6 milyar dolar gibi bir sermaye gerekiyor” dedi.

HAMMADDE KAYNAKLARININ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ ÖNEM ARZ EDİYOR

DİMİN Madencilik Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü İlhan Poyraz, Türkiye’nin yıllık 17 milyon ton demir cevheri kullandığını belirterek, bu rakamın sadece 7-8 milyon tonunun Türkiye’de üretildiğini söyledi. Dünyada çelik üretiminde ilk sırada Çin’in olduğunu bildiren Poyraz, Çin’i Avustralya, Brezilya ve ABD’nin takip ettiğini söyledi. Poyraz, “Stratejik hammadde olan demir cevheri ve diğer madenler için dünyada anlaşmazlıklar yaşanıyor ve belli dönemlerde savaşlar da yaşandı. Ülkeler hammaddeyi garanti altına almak için politikalar belirliyor. Özellikle Çin, Afrika ülkelerinde faaliyetlerini çeşitlendirerek artırıyor. Böylece hammadde kaynaklarını ilk elden ve garanti altına almış oluyor. Birçok ülke bugün bu girişimlerde kıyasıya yarış içinde” diye konuştu.

TEMİZ ENERJİ VE ELEKTRİKLİ ARAÇTA LİTYUM VE KOBALT ÖNE ÇIKACAK

Çin’in kendi stoğunda 600 milyon ton cevher rezervi tuttuğunu aktaran Poyraz, dünyada yaşanacak herhangi bir hammadde krizinde Çin’in kendi üretimini sürdürebileceğini söyledi. Türkiye’de özellikle maden keşfinin stratejik bir öneme sahip olduğunu bildiren Poyraz, “Stratejik madenlerimizin aranıp çıkarılması için gayret göstermeliyiz. Değişen teknolojiler ve Yeşil Mutabakat’la birlikte bir dönüşüm yaşanacak. Temiz enerji ve elektrikli araçlar için lityum ve kobalt gibi madenlerin önemi daha da artacak” dedi.

Poyraz, madencilik sektörünün kamuoyunda yanlış bir algıya sahip olduğunu söyleyerek, “Yanlış bilgilerle kamuoyunda bir algı yaratılıyor. Madencilik alanında yapılan tüm üretimler AB kriterlerine göre yapılıyor ve sürdürülebilirlik çerçevesinde çevreyi önceleyen doğal yaşamı koruyan madencilik üretimi gerçekleştiriliyor” dedi. Maden arama ve ruhsatlandırma süreçlerinde sektörün büyük sıkıntılar çektiğini aktaran Poyraz, “ÇED raporu için 42 devlet kurumundan izin alınıyor. Bunlardan bir tanesinin izin vermemesi durumunda ise rapor alınamıyor ve üretime geçilemiyor. Maden yatırımları bulunduğu ilin ekonomisine büyük katkı sağlıyor. Bizim Bingöl’de bulunan maden sahamızla birlikte tersine göç başladı” diye konuştu.

● MADENLERİN TAŞINMASI İÇİN DEMİRYOLU YAPILMALI

Maden yatırımlarında madeni çıkarmak kadar onu işleyecek yere götürülmesinin de önem arz ettiğini bildiren İlhan Poyraz, büyük hacimli madenlerin ancak demiryolları ile taşınabileceğini söyledi. Bu alanda eksikler olduğunu belirten Poyraz, demiryollarıyla taşınan yük miktarının oranında madencilik ürünlerinin ilk sırada yer aldığını söyledi. Ancak bunun yetmediğini ifade eden Poyraz, “Bazı maden rezervlerine demiryolu gitmediği için maden yatırımları devreye alınmıyor. Madenlerin taşınması için demiryolları ve altyapı yatırımları hızlı bir şekilde devreye alınmalı” dedi.

DÜNYA Üst Yöneticisi Hakan Güldağ ise sektörün Avrupa’da üretimde lider ve dünyada ilk 10 içinde olmasının çok kıymetli olduğunu söyledi. Güldağ, Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamında en çok etkilenecek 3 ülkenin Rusya, Çin ve Türkiye olacağının belirtilmesine dikkat çekti. Güldağ, “Türkiye’nin AB’de neden liderliğe yükseldiğini ve bizi bu sonuca getiren temelleri iyi incelemek gerekiyor. Bizi birinciliğe ulaştıran dalganın iyi anlaşılması ve Yeşil Mutabakat’la birlikte bu süreçte sektörün önünü açacak yapı taşlarının şimdiden belirlenmesi gerekiyor” dedi.

Rezerv bitince tarımdan ihracat İstanbul Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Dinçer, demir-çelik sektörünün hem cevherden hem de hurdadan üretim yaptığını ve geri dönüşümün iyi örneklerini sergilediğini söyledi. Madencilk tarafında döngüsel ekonomi ve Yeşil Mutabakat, Paris İklim Anlaşması gibi sektörün üretim sürecini etkileyecek konu başlıklarının üzerinde yoğun çalıştıklarını belirten Dinçer, bu çalışmaların, küresel ölçekte çevre bilincinin gelişiminin daha da arttığının göstergesi olduğunu söyledi. Ülkelerin de bu doğrultuda hareket ederek, kendi politikalarını geliştirip taahhüt ettiği oranları gerçekleştirmek için üretim süreçlerini değiştirdiğini ifade eden Dinçer, “Madencilik sektörü Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Paris İklim Anlaşması çerçevesinde bir yol çiziyor. Akademisyenlerimiz sektörümüzün temsilcileri ve bu konuda uzman kişilerle birikte bir heyet oluşturuyoruz. Bu heyetle birlikte Paris İklim Anlaşması kapsamında atılacak adımları şimdiden bilmek ve ona göre sektörü değişime hazırlamak için çalışma yapıyoruz” dedi.

Sürdürülebilir madencilik çerçevesinde rezervleri sona eren maden sahalarının rehabilite edilerek tarım arazisine dönüştürüldüğüne dikkat çeken Dinçer, “Aydın’ın Efeler ilçesindeki iki şirket, maden sahalarında kömür rezervinin sona ermesiyle bu alana zeytin ağaçları dikerek katma değeri yüksek ürünler elde ediyor” dedi. Dinçer, “Maden sahalarını toprakla dolduran şirketler, bu alanlara zeytin ağaçları dikerek kaliteli ve katma değeri yüksek ürünler elde ediyor” diye konuştu.

Son 10 yılda arama izinleri %84 düştü

Son dönemlerde özellikle maden arama izinlerinde büyük düşüşler yaşandığını dile getiren Aydın Dinçer, “Son 10 yılda arama izinlerinde yüzde 84 düşüş söz konusu. İşletme ruhsatlarında ise yüzde 14 düşüş var. Özellikle çevreci madencilik geliştirilmeli ve sürdürülebilir üretim yapılmalı. Ancak tüm madenciliğin reddi gibi kamuoyunda algı oluşturulursa o zaman tüm sanayimiz çok büyük bir çıkmaza girecek” dedi. Son dönemde maden yatırımcısının mevzuatlardaki arama ve işletme izinlerinin uzun sürmesinden dolayı yatırımlardan kaçındığına dikkat çeken Dinçer, “Bu durumda gelecekteki yatırımların hammaddesini sağlayacak rezervlerin aramasından vazgeçmişiz. Sektörün geleceği açısından endişe verici. Mevzuatta değişiklik yapılmalı ve sektörün önündeki engeller kaldırılmalı” ifadelerini kullandı.

Karbon piyasası oluşturulmalı

Sınırda Karbon Vergisi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Fatih Çıtak, AB ülkelerinde birçok sorun yaşandığını ve oradaki problemlerin de Türkiye’de yaşananlarla aynı olduğunu söyledi. Bu kapsamda Türkiye’nin de AB’ye benzer bir karbon piyasası oluşturması gerektiğini belirten Çıtak, “Bu kapsamda AB regülasyonlarına uyum sağlayabiliriz. Karbon vergisinden de en az oranda etkileniriz. Kamudan beklentimiz Emisyon Ticaret Sistemi ile kuracağı mekanizmada, enerji dönüşümünü destekleyici bir şekilde fonlaması. Bunu da 2026’ya kadar mutlaka devreye almalıyız” dedi.

Tam 42 kurumdan izin almak zorunlu

DİMİN Madencilik Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü İlhan Poyraz, maden faaliyeti için ilk önce Enerji Bakanlığına bağlı MAPEG kurumundan arama faaliyeti için belge alındığını söyledi. Ruhsat alındıktan sonra o saha içinde maden aramasının gerçekleştirildiğini ifade eden Poyraz, “Maden bulunduktan sonra işletme izni alınıyor. Madende en zor dönem bu izin süreçleri. Tam 42 kurumdan izin almak zorundayız. Bu süreç en az iki yıl sürüyor. Bu da yatırımcının yatırım yapma iştahını engelliyor” dedi. Madencilik sanayinin riskleri içinde barındıran bir sektör olduğunu ifade eden Poyraz, “Ruhsat alınsa bile aramalarda eliniz boş da dönebilirsiniz. Ancak böyle olumsuz durumlar olsa da madenler ülkelerin kalkınması ve gelişmesinde çok önemli rol üstleniyor” açıklamasını yaptı.

“Avrupa’nın en büyük çelik üreticisi konumuna geldik”

Türkiye’nin çelik yatırımlarına küçük adımlarla başladığını ve daha sonra özel sektörün girişimleriyle çelik sanayinin geliştiğini ifade eden Dalbeler, “Özel sektör yatırımlara ufak ufak 1965’lerde başladı. O dönem devlet kuruluşu olan Erdemir’in yıllık üretimi 600 bin ton iken özel sektörün hurdaya dayalı ilk tesisi ise yıllık 50 ile 100 bin ton arası üretim gerçekleştiriyordu” dedi. Özel sektörün 1980’den sonra çelik sanayi yatırımlarına odaklandığını ve 2000’den sonra da ciddi yatırımlar gerçekleştirdiğini belirten Dalbeler, “İlk üretimlerde öne çıkan ürün inşaat çeliği oldu. Yıllar içinde sermaye birikimiyle birlikte yine hurdaya dayalı ve imalat sanayinin ihtiyacı olan yassı çelik üretiminin artmasıyla katma değerli çelik ürünler üretilmeye başladı. Bugün üretimde Avrupa’nın en büyük çelik üreticisi konumuna geldik ve dünyada 7’nci sıraya yükseldik. Sektörümüz üretimde yüzde 6 büyüme kaydetti” dedi. Türk çelik sektörünün yassı çelik ihracatında dünyada 10’uncu sırada iken ithalatta ise 2’nci sırada yer aldığını ifade eden Dalbeler, “Bu hususta üreticilerin korunması ve iç pazarın devamlılığı için bazı düzenlemelere sektör olarak ihtiyaç duyuyoruz” diye konuştu.

Paylaş       


Yorumlar
Yorum yazabilmek için lütfen giriş yapınız.  


   Yorum yazabilmek için lütfen giriş yapınız.



Toplam Kullanıcı Sayısı
48,710 Kişi

Toplam Talep
6,203 Adet

Toplam Tonaj
317751 Ton